<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>İslami İlimler Fakültesi</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12809/61" rel="alternate"/>
<subtitle/>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12809/61</id>
<updated>2026-04-04T16:55:45Z</updated>
<dc:date>2026-04-04T16:55:45Z</dc:date>
<entry>
<title>Ali Suad’ın “Dinî Edebiyat” Başlıklı Makalesinin Türk Dinî Edebiyatındaki Yeri</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12809/10961" rel="alternate"/>
<author>
<name>Aydın Satar, Nesrin</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12809/10961</id>
<updated>2023-09-14T11:48:36Z</updated>
<published>2023-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Ali Suad’ın “Dinî Edebiyat” Başlıklı Makalesinin Türk Dinî Edebiyatındaki Yeri
Aydın Satar, Nesrin
İslami Türk edebiyatı hakkında derli toplu bir inceleme yapabilmek için, Türk dinî edebiyatına dair öncü çalışmalar oldukça önemlidir. Dinî edebiyat kavramının Türk edebiyatı içindeki anlamı ve yerinin saptanması, söz konusu öncü çalışmaların değerlendirmesiyle mümkün olabilir. Türk dinî edebiyatı üzerine düşünen öncü makalelerden biri olan ve Ali Suad tarafından Mihrâb mecmuasında kaleme alınan “Dinî edebiyat” başlıklı makale de Türk dini edebiyatını teorik olarak konu edinen erken makalelerdendir. Yazarın ilgili makalesine odaklanan bu çalışmada ise henüz 1920’lerin başında dinî edebiyatın iki farklı döneme ayrıldığını ortaya koyan bir Osmanlı aydınının Türk dinî edebiyatı hakkındaki düşünceleri tartışılmıştır. Çalışmada ayrıca, Ali Suad’ın “mutlak” ve “mukayyed” kavramlarını kullanarak ayırdığı, Türk edebiyatının eski ve yeni dönemlerinde kaleme alınan eserler ve bu eserleri üreten edebî şahsiyetlerden bahsedilmiştir. Çalışmanın sonunda Türk dinî edebiyatının Türk edebiyatı içindeki yeri, Türk dinî edebiyatının teorik arka planını kuran metinlerden biri olan “Dinî edebiyat” makalesine odaklanarak sorgulanmıştır.; The article “Religious literature”, one of the pioneering articles on Turkish religious literature, written by Ali Suad and published in Mihrâb journal is one of the early articles on the theory of Turkish religious literature. This study which focuses on the author’s related article provides the opportunity to see the thoughts about Turkish religious literature of an Ottoman intellectual from the early 1920’s, who revealed that religious literature was divided into two different periods. Moreover, it tells about the works written in the old and new periods, which Ali Suad distinguishes by using the concepts of “absolute” and “bounded”, and how the literary figures who produced these works established and continued Turkish religious literature. At the end of the study, the place of Turkish religious literature in Turkish literature is questioned by focusing on “Religious Literature”, one of the texts that establish the theoretical background of Turkish religious literature.
</summary>
<dc:date>2023-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Budizm’de Kıssaların Önemi: Bazı Budist İnanış ve Uygulamaların Anlaşılmasına Dair Örnekler</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12809/10921" rel="alternate"/>
<author>
<name>Arslan, Hammet</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12809/10921</id>
<updated>2023-08-25T12:55:28Z</updated>
<published>2023-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Budizm’de Kıssaların Önemi: Bazı Budist İnanış ve Uygulamaların Anlaşılmasına Dair Örnekler
Arslan, Hammet
Budizm, MÖ altıncı yüzyılda verimli topraklarıyla ünlü Ganj vadisinde Budda’nın keşifleri çerçevesinde oluşmuş bir dindir. Budda, aşırı lüks bir hayat ve devamındaki altı yıllık bir arayışın sonucunda uzun bir meditasyon oturuşuyla aydınlanmaya ulaşmıştır. O, bir takım uç tecrübeler yaşayarak ve yoğun zihinsel çaba sergileyerek keşfettiği orta yol tekniğini öğrencilerine aktararak öğretisini yaymaya çalışmıştır. Öğrencileri de ondan öğrendiklerini başka insanlara anlatmış, böylelikle inananların sayısı her geçen gün artmıştır. Budizm’in yayılışındaki en etkin unsurlardan birisi Budda’nın kullandığı anlaşılır dil ve üsluptur. Budda dinin temel ilke ve esaslarını etrafındakilere anlatırken sade bir dil kullanmıştır. Ayrıca karmaşık konuların daha iyi anlaşılmasını sağlamak için kıssalar, hikâyeler ve öyküler anlatmış; sık sık benzetmeler kullanmıştır. Böylelikle çevresinde toplanan insanların anlam dünyalarına daha iyi nüfuz edebilmiştir. Budda’nın birçok kıssa kullandığı bilinmektedir. Bunlardan en meşhurları arasında ‘zehirli okla yaralanan adam’, ‘kör adamlar ve fil’, ‘sal/sandal’, ‘hardal tohumu’ gibi örnekler sayılabilir. ‘Zehirli okla yaralanan adam’ hikâyesinde Budda, öğrencilerini vakitlerini ve enerjilerini açıklanması mümkün olmayan karmaşık ve metafizik konulara harcamamaları konusunda uyarmıştır. Bu hikâyede insanoğlunun önündeki mevcut hayati sorunlara yoğunlaşarak bunların çözümü için çareler üretmeye gayret etmesi vurgulanmaktadır. Hint alt kıtasında ortaya çıkmış ve buradan bütün dünyaya yayılmış yaygın bir anlatı olan 'körlerin fil tarifi’ hikâyesinde söz konusu toplumda, kültürde ve çevrede algılamanın seviyesine vurgu yapılır. Bu hikâye farklı bakış açısına sahip oldukları ve farklı düşünceleri savundukları için kavga eden grupları betimlemede kullanılır. ‘Sal’ hikâyesinde, Budist öğreti olarak da bilinen dhammayı çok iyi bir şekilde öğrenmenin, idrak etmenin ve içselleştirmenin önemi üzerinde durulur. ‘Hardal tohumu’ hikâyesinde, genel olarak dünyanın geçiciliği, dünya malına çok fazla ehemmiyet göstermeme, fiziksel ölümün evrensel bir hakikat olduğu üzerinde durulur. Bu örneklerden yola çıkarak kıssaların Budist inanç ve uygulamaların anlaşılmasındaki yeri ve önemini ortaya koymaya çalışacağız.; Buddhism is a religion that was formed in the sixth century BC, within the framework of Buddha’s discoveries in the Ganges valley, famous for its fertile lands. After a life of extreme luxury and a subsequent six-year pursuit, Buddha attained enlightenment through a long sitting meditation. He tried to spread his teaching by patiently transferring the middle way technique, which he discovered by experiencing a number of extreme experiences and exerting intense mental effort, to his students. His students also explained to other people what they had learned from him. Thus, the number of believers increased day by day. One of the most influential elements in the spread of Buddhism is the comprehensible language and wording used by Buddha. He used simple language to explain the basic principles of religion to those around him. Buddha also told parables, tales and stories to provide a better understanding of complex issues; often used metaphors or similes. Thus, he was able to better penetrate the minds of people gathered around him. It is known that Buddha used many short parables or stories. The most famous of these are ‘the man injured with poisoned arrow’, ‘blind men and elephant’, ‘raft/boat’, and ‘mustard seed’. In the story of the ‘man injured by a poisoned arrow’, Buddha warned his disciples not to waste their time and energy on complex and metaphysical matters that cannot be explained. In this story, it is emphasized that human beings try to find solutions for their solution by concentrating on the current vital problems in front of them. In the story of ‘elephant description of the blind men’, which is a common narrative that emerged in the Indian subcontinent and spread all over the world from there, the level of perception in the society, culture and environment is emphasized. This story is used to describe groups fighting because they have different points of view and advocate different ideas. In the story of ‘raft’, the importance of learning, understanding and internalizing the dhamma, also known as the Buddhist teaching, is emphasized. In the story of the ‘mustard seed’, it is generally emphasized that the transience of the world, not paying too much attention to worldly goods, and that physical death is a universal truth. Based on these and similar examples, we will try to reveal the place and importance of parables related to understanding Buddhist beliefs and practices.
</summary>
<dc:date>2023-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Hadislerde Vefâ Kavramının Anlam Sahası Üzerine Bir Çözümleme</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12809/10370" rel="alternate"/>
<author>
<name>Tanrıverdi, Mustafa</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12809/10370</id>
<updated>2022-11-07T12:41:33Z</updated>
<published>2022-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Hadislerde Vefâ Kavramının Anlam Sahası Üzerine Bir Çözümleme
Tanrıverdi, Mustafa
Faithfulness, in its most basic sense, is to act based of loyalty in all kinds of words and actions of a person. In this context, keeping one’s word, staying true to one’s word and agreement, abiding by the trust, and having the determination to perform a job completely and flawlessly are also included in the scope of faithfulness. Today, when these values are starting to deteriorate, the concept of faithfulness, which is one of the basic moral principles, should be brought to the agenda again. From this point of view, in the study, the meaning of the concept of faithfulness is emphasized within the framework of the narrations related to the subject, and the importance of establishing the phenomenon of faithfulness is pointed out in the light of the example of the Prophet Muhammad (pbuh). We aim is to draw attention to the phenomenon of faithfulness, which gradually loses its value in practical life, and to try to bring this important concept back to social consciousness and sensitivity from the perspective of sunnah. Accordingly, the concept of fidelity is scanned from the narration material in the main hadith sources known as al-kutub al-tisʿah, and it is tried to determine the meaning field of the related concept within the framework of the hadiths in question. The study is critical because it focuses on the concept of faithfulness and finding a meaning area through other principles and values closely related to the narration material.; Vefâ, en temel anlamıyla bir kimsenin her türlü söz ve eyleminde sadâkati esas alarak hareket etmesidir. Bu kapsamda sözünde durmak, ahdine ve akdine sadâkat göstermek, emanete riayet etmek, bir işi tam ve kusursuz yerine getirme kararlılığına sahip olmak da vefâ kapsamına girmektedir. Söz konusu değerlerin aşınmaya hatta çözülmeye başladığı günümüzde temel ahlâk prensiplerinden biri olan vefâ kavramını yeniden gündeme almak gerekmektedir. Buradan hareketle çalışmada, konuyla ilgili rivayetler çerçevesinde vefâ kavramının anlam sahası üzerinde durulmakta, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) örnekliği ışığında vefâ olgusunun tesisinin önemine işaret edilmektedir. Amacımız pratik hayatta karşılığını yitirmekte olan vefâ olgusuna dikkat çekmek, söz konusu ahlâkî ilkeyi sünnet perspektifinden yeniden toplumsal bilinç ve farkındalığın ilgi sahasına kazandırmaya çalışmaktır. Bu doğrultuda çalışmada vefâ kavramı, Kütüb-i tisʿa olarak bilinen temel hadis kaynaklarında yer alan rivayet malzemesi içerisinden taranarak söz konusu hadisler çerçevesinde ilgili kavramın anlam sahası tespite çalışılmaktadır. Çalışma, rivayet malzemesi özelinde vefâ kavramına, yakından ilgili diğer ilke ve değerler üzerinden bir anlam alanı bulmaya odaklanması bakımından önemlidir.&#13;
Anahtar Kelime: Sadâkat Vefâ Erdem İhlas Ahid Hadis
</summary>
<dc:date>2022-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Yûnus Emre’nin Ahlâk Anlayışı: Dîvân’daki Ahlâk-İbadet İlişkisi Üzerine Bir İnceleme</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12809/9972" rel="alternate"/>
<author>
<name>Tanrıverdi, Mustafa</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12809/9972</id>
<updated>2022-05-13T08:13:27Z</updated>
<published>2022-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Yûnus Emre’nin Ahlâk Anlayışı: Dîvân’daki Ahlâk-İbadet İlişkisi Üzerine Bir İnceleme
Tanrıverdi, Mustafa
Yûnus Emre yaklaşık olarak 13. yüzyılın son yarısı ile 14. yüzyılın ilk çeyreğini içine alan bir dönemde Anadolu’da yaşamış, değer ve hikmet yüklü mesajları ile adından söz ettirmiş önemli bir şahsiyettir. Anadolu’nun siyasî ve ictimaî açıdan en buhranlı dönemlerinde bölgede etkin bir faaliyet yürütmüş; irfanî birikimi ve ahlâkî öğütleri ile toplumu aydınlatmıştır. Bu sayede etkileri hâlâ devam eden ahlâkî bir örneklik ortaya koymuştur. Bu çalışmada Yûnus Emre’nin ahlâk telakkisi, ahlâk-ibadet ilişkisi özelinde ele alınmaktadır. Makalede öncelikle Yûnus’un ahlâk anlayışı incelenmekte ve onun İslam düşünce geleneğinin ürettiği ahlâk teorileri içerisindeki yerine değinilmektedir. Yûnus’un Dîvân adlı eseri taranarak ahlâk-ibadet birlikteliğine gönderme yapan beyitler değerlendirilmekte, buradan hareketle onun ahlâk-ibadet ilişkisine dair görüşleri, temel referansları ve ana hatlarıyla ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Öyle ki Yûnus, ibadetlerin insana ahlâkî bir bilinç ve farkındalık kazandırması gerektiği iddiasındadır. İbadetlerin şekil ve merasim boyutundan ziyade onların insanı güzel ahlâkî davranışlara taşıyan yönüne odaklanmaktadır. Ona göre ibadet; insanı ahlâken eğiten, donatan ve bütünüyle dönüştüren bir anlama sahiptir. Yûnus’un ibadetlerle ahlâkî tutum ve davranışlar arasındaki sıkı irtibata vurgu yapan yaklaşımı, teorik yönü Kur’an’a pratik yönü Sünnet malzemesine dayanan bir çerçeveye sahiptir. Bu bağlamda Yûnus’un ahlâk telakkisinin temel dinamiklerinin tespiti, onun doğru anlaşılması bakımından büyük önem taşımaktadır. Ahlâk-ibadet ilişkisine dair onun nasıl bir tutuma sahip olduğunun tespit edilmesi, bireysel ve toplumsal hayattaki birçok problemin çözümüne ilişkin insanı ve ihtiyaçlarını önceleyen bir perspektif geliştirmeye yardımcı olacaktır.; Yunus Emre is an important person who lived in Anatolia during the last half of the 13th century and the first quarter of the 14th century and made a name for himself with his valuable and wise messages. He carried out an active activity in the region during the politically and socially depressed periods of Anatolia; enlightened the society with his moral advice. Thus, he set forth a moral example whose effects still continue. In this study, Yunus Emre’s moral conception is discussed in terms of the relationship between morality and worship. First, Yunus’s moral conception is examined and his place in the moral theories produced by the tradition of Islamic thought is mentioned. By examining the work of Yunus named Divan, couplets referring to the unity of morality and worship are evaluated. Thus, it is tried to reveal his views, basic references and outlines on the relationship between morality and worship. So much so that Yunus claims that worshiping should bring moral consciousness and awareness to a person. He focuses on the aspect of worship that carries people to good moral behavior rather than the form and ritual dimension. According to him, worship has a meaning that morally educates, equips and totally transforms people. The theoretical and practical aspects of this approach of Yunus are based on the Qur’an and the Sunnah, respectively. In this context, determining the basic dynamics of Yunus’s moral understanding is of great importance for his correct understanding.
</summary>
<dc:date>2022-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
